İç Kuvvetler ve yerin yapısı

12 Şubat 2009 Perşembe

İç Kuvvetler ve yerin yapısı

Toplam 1 Eklenti bulunuyor.
YERKABUĞUNUN (LİTOSFER) YAPISI
Yerküre, çeşitli kayalardan oluşmuş katı bir kabukla çevrilidir. Buna yerkabuğu denir.
Yerkabuğunun ortalama kalınlığı karalarda 35-40 km ,denizlerde ise 8-10 km dir.
Yerkabuğu yoğunluğu ve kalınlığı farklı iki tabakadan oluşur. Bunlar;
Üzerinde yaşadığımız katmandır. Silisyum ve alüminyum bileşikleri fazla olduğu için bu isim verilmiştir.
Kalınlığı karalarda fazla, denizlerde azdır. Granit , kalker ve kumtaşı gibi hafif olan taşlardan oluşur.
b)Sima: Bu katman henüz katılaşmamış taşlardan oluşur. Yoğunluğu daha fazla olan bazalt türü taşlardan oluşur.
Silisyum ve magnezyum bileşikleri fazla olduğu için bu isim verilmiştir. Kalınlığı karalarda az , deniz diplerinde fazladır.
YER YUVARLAĞININ İÇ YAPISI
Yerin iç yapısıyla ilgili en geçerli bilgiler deprem dalgaları ile elde edilir. Ayrıca volkanizma ile çıkan malzemelerin ve taşların incelenmesiyle de gerekli bilgiler elde edilir. Yerin içi birbirinden farklı üç ana bölümden oluşur. Küre şeklindeki katmanlara Geosfer denir
Yer kabuğunun altındadır ve malzemeler koyu eriyik haldedir. Yer hacminin en büyük bölümüdür (%80).İç kuvvetler enerjisini bu katmandan alır.[/font]
2)ÇEKİRDEK:Yoğunluğu ve kalınlığı en fazla olan katmandır. Basınç ve yoğunluktan dolayı katı haldedir
Demir ve nikel fazla olduğu için buraya
NİFE
Yoğunluğu fazla olduğundan barisfer de denilmektedir.

konu devamını ve zipli dosyayı BURDAN İNDİREBİLİRSİNİZ

Üniversiteliler depresyonda

11 Şubat 2009 Çarşamba

Yapılan bir araştırmada, üniversite öğrencilerinin yüzde 27,1’inde depresyon, yüzde 47,1’inde anksiyete ve yüzde 27’sinde de stresin olduğu belirlendi.

Uludağ Üniversitesi (UÜ) öğretim üyelerince yapılan bir araştırmada, üniversite öğrencilerinin yüzde 27,1’inde depresyon, yüzde 47,1’inde anksiyete ve yüzde 27’sinde de stresin olduğu belirlendi.

UÜ Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nazan Bilgel ve UÜ İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi (İİBF) Ekonometri Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Nuran Bayram tarafından, üniversite öğrencilerinde depresyon, anksiyete, stres sıklığı ve bunu etkileyen sosyo-demografik etmenleri belirlemek için yapılan araştırmaya, UÜ’nün değişik fakültelerinde okuyan bin 617 öğrenci katıldı.

Geçerliliği ve güvenilirliği yüksek olan "Depresyon Anksiyete Stres- 42 ölçeği"nin uygulandığı öğrencilere, depresyon, anksiyete ve stresi ölçen 42 soru yöneltildi.

Sınav zamanlarının dışındaki bir süreçte gerçekleştirilen araştırmada, öğrencilerin yüzde 27,1’inde orta derece ve üstünde depresyon, yüzde 47,1’inde orta derece ve üstünde anksiyete (kaygı) ve yüzde 27’sinde ise orta derece ve üstünde stresin var olduğu belirlendi.

Araştırmanın sonuçlarını değerlendiren Prof. Dr. Nazan Bilgel, üniversite öğrencilerinin akıl sağlığının, tüm dünyada giderek artan bir önem kazandığını, bu kapsamda UÜ’de üniversite öğrencilerinin depresyon, anksiyete ve stres durumlarını belirlemek için bu araştırmayı yaptıklarını söyledi.

-"KIZLARDA STRES VE ANKSİYETE DAHA YÜKSEK"-

Bilgel, araştırmada, anksiyete ve stres değerlerinin kız öğrencilerde erkek öğrencilere göre daha yüksek bulunduğunu dile getirerek, şöyle konuştu: "Aldıkları eğitimden memnun olduğunu söyleyen öğrencilerin, aldıkları eğitimden memnun olmadıklarını söyleyen öğrencilere göre daha düşük depresyon, anksiyete ve stres değerlerine sahip oldukları gözlenmiştir. Depresyon ve anksiyete değerleriyle, yaş arasında bir ilişki bulunmamıştır. Stres açısından ise 17-19 yaş grubundakilerin, 20-26 yaş grubundakilere göre daha yüksek stres değerlerine sahip oldukları saptanmıştır. Kızlarda stres ve anksiyete değerleri erkeklere göre daha yüksek bulunmuştur. Depresyon için ise cinsler arasında bir fark elde edilmemiştir. Depresyon ve anksiyete değerleri, sosyal ve politik
bilimlerde eğitim alan öğrencilerde fen bilimleri, mühendislik ve tıp eğitimi alan öğrencilere göre daha yüksek bulunmuştur."

Uluslararası "Social Psychiatry&Psychiatric Epidemiology" adlı tıp dergisinde de yayımlanan araştırmada, 1. ve 2. sınıf öğrencilerinin depresyon, anksiyete ve stres değerlerinin, üst sınıf öğrencilerine oranla yüksek bulunduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Nazan Bilgel, ayrıca ekonomik durumu kötü olan ailelere mensup öğrencilerin depresyon ve stres değerlerinin, ekonomik durumu orta ve iyi olan ailelere mensup öğrencilere göre daha yüksek olarak tespit edildiğini bildirdi.

Köyden gelen öğrencilerin depresyon, anksiyete ve stres değerlerinin, şehir veya beldelerden gelen öğrencilere göre daha yüksek olduğunun saptandığını da anlatan Bilgel, şunları kaydetti:

"Çalışmada, üniversite öğrencileri arasında depresyon, anksiyete ve stresin görülme sıklığının yaygın olduğu belirlenmiştir. Özellikle 1. ve 2. sınıf öğrencileri, ekonomik durumu kötü olan ailelere mensup öğrenciler, köyden gelen öğrenciler, sosyal ve politik bilimlerde eğitim gören öğrenciler tehlike altındadır. Depresyon, anksiyete ve stres, ruh sağlığı kadar beden sağlığına da olumsuz etki eden durumlardır. Yükseköğretimdeki öğrencilerin sağlıklarının korunması için bu durumların erkenden tanınması ve tedavi edilmesi, koruyucu ruh sağlığı hizmetleri verebilecek bir destek biriminin acilen kurulması gerekmektedir."

Dünyanın En Pahalı Üniversiteleri

Konu dünyanın en pahalı üniversitelerine gelince aklımızda beliren isimlerin olacağı muhakkak. Fakat o isimleri unutun, yapılan bir araştırma sonucunda ne ünlü Harvard ne Cambridge bu listede olmadığını gösteriyor. Özetle bu haber sizi şaşırtacak!

Belki şaşıracaksınız ama dünyanın en pahalı üniversiteleri, mükemmel tesislere sahip bir şekilde karşımıza İsviçre Alplerinde veya Hint Okyanusu kıyılarında çıkmıyor. Bununla beraber, her zaman adını duyduğumuz ve bizi şaşırtmayacak olan isimlerden Amerikan Harvard veya Princeton da bu listeye dahil değil! Hatta İngiltere'den dünyanın en çok tanınan üniversiteleri arasında yer alan Oxford veya Cambridge de listede yoklar.



Amerikan kuruluşu The Chronicle of Higher Education, yaptığı araştırmalar sonucu Amerika'nın (bu aslında dünya sıralamasında da ilk sırada anlamı taşıyor) en pahalı üniversitesini Washington'da bulunan George Washington Üniversitesi olarak belirledi.



Yaklaşık 40bin dolarlık yıllık ücretiyle listenin başında yer alan bu okulu sırasıyla yine A.B.D. Ohio'dan Kenyon Koleji ve Pennsylvania'dan Bucknell Üniversitesi yıllık 38bin dolarık ücretleriyle takip ediyorlar. Bu okulların tümü de çok özel ve mezunlarına inanılmaz fırsatların yaratıldığı seçkin okullar olarak belirtiliyor.



Amerikan Hükümeti tarafından 2007 yılında yapılan açıklamada, üniversitelerin yıllık ücretlerinin fazla olması ve gittikçe de artması yüzünden uluslararası çapta yabancı öğrencilerin ilgisinin azalmaya başladığı ortaya konmuştu. Genel olarak bakıldığında, devlet okullarının ücretleri yıllık 4.500 dolar gibi bir noktada kalırken, özel okulların fiyatları durdurulamaz bir şekilde artmaya devam ediyor.

Avrupa ve Japonya'da Durum Farklı



Bu rakamlar İngiltere'nin en saygın okullarından Cambridge ve Oxford için yaklaşık 3bin İngiliz Poundu seviyesinde kalıyor. Özellikle İspanya'da devlet tarafından belirlenmiş yıllık yüksekokul fiyatı sadece 800 dolar.



Avrupa'da bulunan özel üniversiteler de Amerikan trendine uygun şekilde fiyatlarıyla şaşırtıyorlar. Fransa'da bulunan American University of Paris, Eyfel kulesinin hemen yanındaki kampüsüyle göz kamaştırırken, yıllık 23.784 Avro yıllık ücretiyle neredeyse bir devlet okulunun katlarca üzerinde fiyata sahip oluyor. Listenin unutulmaması gereken okullarından biri de, İtalya sınırına yakın harika bir kampüse sahip olan İsviçre'nin Franklin Koleji. Yıllık ücreti 30bin doların üzerinde...



Japonya'da yıllık ücretler dünyanın geri kalan gelişmiş ülkelerine göre çok daha uygun. 1874 yılında kurulmuş olan ve dünyanın en iyi üniversiteleri arasında gösterilen Tokyo'nun Aoyama Gaukin'in yıllık ücreti 11bin ile 16bin dolar arasında değişiyor.



Bu listede bulunmayan özel okulların fiyatları ise çok daha yükseklere çıkabiliyor. Örnek olarak Vermont Landmark Koleji yıllık 41bin dolarlık ücreti ile listenin en başında. Bu okulun bir özelliği de öğrenme güçlüğü olan özel öğrencilere verdiği eğitim olarak göze çarpıyor.

ÜDS Mart dönemi başvuruları 11 Şubat'ta sona erecek


Üniversitelerarası Kurul Yabancı Dil Sınavı’nın (ÜDS) 2009-Mart dönemi başvuruları 11 Şubatta sona erecek.

ÜDS; Almanca, Fransızca ve İngilizce dillerinde, fen bilimleri, sağlık bilimleri ve sosyal bilimler olmak üzere 3 ayrı alanda, Mart ve Ekim aylarında ÖSYM tarafından yılda iki kez Adana, Ankara, Antalya, Bursa, Diyarbakır, Erzurum,
Eskişehir, İstanbul, İzmir, Konya, Malatya, Samsun, Sivas, Trabzon ve Van ile Lefkoşa ve Bişkek’te, merkezi olarak gerçekleştiriliyor.

Adaylar, 22 Mart 2009’da yapılacak sınav için başvurularını 11 Şubat 2009 tarihine kadar yapabilecek. Başvuru evrakını ÖSYM Sınav Merkezi yöneticilikleri ve üniversite rektörlüklerinden alacak adaylar, başvuru merkezlerini
"www.osym.gov.tr" internet adresinden öğrenebilecek.

ÜDS’den 65 veya daha fazla puan alan doçent adayları başarılı olacak. Yabancı dil koşulunu karşılamak için doktora adayları ve sanatta yeterlik çalışmasına başvuracak adayların da ÜDS’ye girmeleri ve 100 üzerinden 55 veya
daha fazla puan almaları gerekiyor.

Yan Dal Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı’na (YDUS) da KPDS ve ÜDS’den 100 üzerinden en az 50 ve üzeri puan alan adaylar katılabiliyor.

ÜDS sonuçları yüksek lisans programlarına giriş için de kullanılabileceğinden, lisans programı mezunu ile lisans programlarının son sınıfında veya son sınıftan bir önceki sınıfta okuyan öğrenciler de bu sınava girebilecek. Ancak bu öğrencilerin, ilgili üniversiteden, yüksek lisans programları için ÜDS sonuçlarını kullanıp kullanılamayacağını öğrenmesi gerekiyor.

ÜNLÜ SAYILAR

6 Ekim 2008 Pazartesi

ÜNLÜ SAYILAR
Fizik ve Kimya'da bazı katsayılara, bazı sabitlere alışığız. Avagadro sayısını, ışığın hızını veri olarak kabul ediyoruz. Nereden geliyor bu sayılar demiyoruz. Ancak, matematiğin öyle deyip geçemeyeceğini de aklımızda tutalım. Pi sayısını ya da e sayısını düşünün. Ne kadar önemli sayılar. İyi de, bazı sayılar diğerlerinden niçin daha önemli. Hikayelerine, önemlerine etraflıca bakacağız.
SIFIR
Sıfır(0) Arapça şafira ya da şifr , Sanskritçe sünya, İngilizce zero(nil-null). Boş, hiç olan; ya da herhangi bir şey olmayan. Batı dillerindeki şifre sözcüğünün kökeni. Günümüz sayı sisteminin merkezine, hangi serüvenleri izleyerek gelip oturduğu aşağı yukarı biliniyor. Matematiğin tarihi,bu sayının, Hint kökenli olduğundan hemen hemen emin. Basamak yerine ilk kullanımı, çok eskilere gitmesine rağmen, bu günkü anlamdakine en yakın kullanımı, Hint matematikçi Brahmagupta'nın Brahmasputha Siddhanta adlı eserinde anlatılmaktadır. MS 628 tarihini taşıyan bu eserinde Brahmagupta, sıfır ile dört işlemin kurallarını sıralar. Toplama, çıkarma ve çarpmada sorunsuz sıyrılan Brahmagupta, bölmede zorlanmaktadır. Şöyle diyor:
"-Herhangi bir pozitif ya da negatif sayının sıfır ile bölünmesi durumunda, sonuç paydasında sıfır bulunan bir kesirdir".
"-Herhangi bir pozitif ya da negatif sayı tarafından bölünen sıfır, ya sıfırdır veya payında sıfır, paydasında bir sayı bulunan kesirdir."
"-Sıfır bölü sıfır, sıfırdır."
Daha sonraki yıllarda tanımsız olarak kabul edilen sıfırla bölme işlemi gerçekten hala kafalarımızı karıştırmaya devam ediyor. Halbuki sıfır'ın bir sayıyla bölünmesinde hiçbir sorun yok. Sıfır bölü sıfır ise sıfır değil; o da tanımsız.
Günümüzde kullandığımız sayı sistemine Hint-Arap sayı sistemi diyoruz. Ondalık basamaklı sayı sistemi, Hindistan'dan Arap yarımadasına, oradan da İslam İmparatorluğu'nun genişlemesine parelel olarak Kuzey Afrika ve Endülüs üzerinden Avrupa'ya ulaşmıştır. Kendisi Becaiye'de (Cezayir) yetişmiş olan ünlü matematikçi Fibonacci, 1202 de yayınladığı Liber Abaci adlı eserinde bu sistemi Avrupa'ya tanıtmıştır.
Sıfır'ın, ya da daha hoş yakıştırmayla ŞİFRE'nin hikayesi bu kadar kısa değil elbet. Ayrıntıları merak ediyorsanız, www.mathforum.org sitesini ziyaret edebilirsiniz.
Herhangi bir sayının sıfırla çarpımı sıfır olduğu için, sıfırın yutan eleman görevi gördüğünü söylemişsiniz. Sanki kara delikmiş gibi. Oysa duruma şöyle bakalım:
3*2=2+2+2=6 olarak yazılabilir. Benzer şekilde m*0=0+0+...+0(m tane 0'ın toplamı)=0 olur. Burada anlaşılma kolaylığı için m'yi sonlu bir pozitif tam sayı olarak kabul edelim. Sıfır m'yi yutmuyor; m tane sıfır toplanınca sonuç sıfır çıkıyor. Ya da:
m*0=m*0+(m-m)=m*0+m*1-m=m(0+1)-m=m*1-m=m-m=0 m burada sonlu herhangi bir sayı.
Şifrenin şifresi: Yoktan yonga kopmaz

konunun devamı için tıklayınız


matamatik ve ödevler hakkında daha fazlasını bulabileçğiniz forumlarımız...
www.obaforum.com
www.darsane.com

Cezmi Namık Kemal

6 Mayıs 2008 Salı

Cezmi Namık Kemal
Kitabın Adı : CezmiKitabın Yazarı : Namık KemalYayın Evi Ve Adresi : İnkılap Yayın Evi Sirkeci İstanbulBasım Yılı : 19991.Kitabın Konusu : Sokullu Devrinde Başlayan Türk-İran Savaşlarıyla Da İlgili Bir Aşk Ve Tarih Romanıdır.2.Kitabın Özeti : Cezmi Yiğit Bir Sipahi Olduğu Kadar, Bilgin Bir Şairdir De. Yakışıklıdır. Ciritte, Atlı Sporda Ustadır. Namık Kemal Cezmi’ De Kendi Gençliğini Yaşıyor Gibidir. Roman İstanbul’ Da Başlar, Azerbeycan’da, İran’ Da Sürüp Gider, Tebriz Sarayında Sona Erer. İran’da Şah Tahmasm’ın Oğlu Mehmet Hudabende, Şahlık Tahtında, Eşi Şehriyar, Kız Kardeşi Perihan, Şahın Kör Oluşundan Da Faydalanarak, Siyasette, Devlet İşlerinde Sözü Geçer Kişilerdir. İran’la Osmanlı Devleti Arasında Savaş Başlar. Cezmi Bu Savaşa Gönüllü Olarak Katılır.Adil Giray’la Bu Savaşta Tanışırlar. İran Ordusu Perişan Edilir, Birçok Yerler Ele Geçirilir. Gazi Giray, Kardeşi Adil Giray Esir Düşerler. Şehriyar Ve Perihan Adil Giray’a Aşık Olurlar. Sünni Mezhebinden Olan Perihan , Seviştiği Adil Giray’la, Osmanlı Ordusunun Da Yardımını Sağlayarak İran Saltanatını Ele Geçirmek Amacındadır. Bunu Şehriyar Haber Alır, Taraflar Kanlı Bir Boğuşmaya Tutuşurlar. Şehriyar, Perihan Ve Adil Giray Ölürler.Cezmi Yaralanır. Derviş Kılığına Girerek Güçlükle Vatanına Döner.3. Kitabın Ana Fikri : Aşkın Politikaya Bulaşmaması Gerektiğidir.4.Kitaptaki Olayların Ve Şahısların Değerlendirilmesi : Romandaki Önemli Olaylar Genellikle İran Sarayında Adil Giray, Şehriyar Ve Perihan Arasında Geçmektedir. Cezmi Adil Giray Gibi Doğuştan Asker Ve Şair Yaratılan Biridir. Şehriyar Vücut Güzeli Olmasına Rağmen, Ruh Ve Ahlak Güzeli Değildir. Perihan İse Kötü Niyetli Olmayan Güzel Bir İnsandır.5.Kitap Hakkında Şahsi Görüşler : Edebiyatımızda İlk Tarhi Roman Olmasına Karşın İlgi Çekici Ve Sürükleyici Bir Romandır.6.Kitabın Yazarı Hakkında Bilgi :Namık Kemalen Büyük Ve En Gür Sesli Vatan Şairimizdir. 1940’ Da Tekirdağ’da Doğdu.Edebiyatımızın Hemen Hemen Her Türünde Eser Verdi. Eserlerinde Çoğunlukla Vatan, Millet, Hürriyet Ve Toplumsal Konuları İşledi.Toplum İçin Sanat İlkesine Bağlanmıştır. En Önemli Eserleri Arasında Vatan Yahut Silistre Zavallı Çocuk , Akif Bey , Karabela, İntibah, Takip Yer Almaktadır.

www.obaforum.com

Çalıkuşu Reşat Nuri Güntekin Kitap Özeti

Çalıkuşu Reşat Nuri Güntekin
KİTABIN ADI ÇALIKUŞUKİTABIN YAZARI REŞAT NURİ GÜNTEKİNKİTABIN YAZARI İNKILAP KİTAPEVİ, ANKARABASIM YILI 19991. KİTABIN KONUSU:Bir subay kızı olan Feride ile teyzesinin oğlu Kamuran arasında yaşanan ve araya birçok engel girmesine rağmen birbirlerine karşı bitmeyen aşklarını anlatıyor.2. KİTABIN ÖZETİ:Pek küçük yaşındayken annesi ölen Feride, babası da sınır sınır dolaşan bir subay olduğu için büyükannesinin yanında büyümüştür. Okul çağına gelince Feride’yi İstanbul’da ki bir Fransız kız yatılı okuluna yollamışlardır. Feride neşeli, zeki, çok asi, ele avuca sığmaz çok hareketli bir kızdır. Fırsat buldukça bir erkek gibi ağaçlara tırmanıp daldan dala atladığı için öğretmenlerinden biri onu çalıkuşuna benzetmiş, sonra da bu benzetme, onun adı olarak kalmıştır.Babasının da ölmesi üzerine Feride’nin, yakını olarak sadece bir teyzesi kalmıştır. Feride, okulun büyüklü küçüklü tatillerini her zaman teyzesinin evinde geçirmektedir. Bu teyzenin Kamuran adlı, Feride’ den büyük bir oğlu vardır. Kamuran Feride’ ye karşın ağır başlı, kız gibi bir erkekdir. Bu yüzden Feride sürekli onla dalga geçmektedir. Fakat bunların arasında Kamuran, Feride’yi farkinda olmadan büyük bir aşkla sevmeye başlamışdır. Bu sevgi bir süre sonra karşılıkta görür. Feride de Kamuran’a karşılık vermektedir. Feride’ nin teyzeside bu durumu çok istediği için, Feride okulunu bitirdikten sonra iki gencin evlenmeleri kararlaştırılır.Düğün hazırlıkları tamamlanmak üzereyken, bir gün kadının teki çıka gelir ve Feride’ye Kamuran’ın Avrupa’da bulunduğu sırada orada bir kızla aşk yaşadığını söyler. Bu durum hiçbir şeyi umursamaz gibi görünen Feride’yi çok derinden etkilemiştir. Feride bunun sonucunda gururuna yenilir ve derhal teyzesinin evinden uzaklaşır, yolunu izini kaybettirir. Bu yüzden evlenmede gerçekleşemez.Feride nereye gideceğini düşünürken onu çok seven sütannesi aklına gelir ve oraya gider. Sütannesi onu görünce çok sevinmiştir. Feride bir süre sütannesinin evinde kalır. Bu arada oraya buraya başvurur bir iş için çünkü sütannesini daha fazla rahatsız edemeyeceğini ve yanındaki paranın da ona çok fazla yetmeyeceğini bilmektedir. Başvurularının sonunda Anadolu’da bir ilkokul öğretmenliği elde eder. Şimdi o hayat dolu hiçbir şeyi umursamayan genç kız artık bir öğretmen olmuştur. Feride Anadolu’yu hiç yadırgamaz. Zeyniler adlı bir köyde öğretmenliğe başlar. Zeyniler köyü Anadolu’nun çok ücra bir köşesindedir. Bu köyde Feride yaptığı herşeyi günlüğüne yazmaya başlar.Bir zamanlarının hayat dolu asi genç kızı şimdi hayatı tanıma yolundadır. İster istemez ağır başlı olmayı öğrenmiştir. Ama başına gelen bunca şeye rahmen kötümser değildir. O köydeki fakir üstü yırtık pırtık olan öğrencilerini çok sevmiştir. Öğrencilerinin her biriyle ayrı ayrı ilgilenmek ona büyük bir zevk vermektedir. Öğrencileri arasında Munise adında ortada kalmış, annesi kötü yola düşmüş bir kız vardır. Annesi yüzünden köylüler kızıda hiç sevmiyorlar. Feride, Munise’ye acır ve onu evlatlık alır. Feride çok mutlu olmuştur , aynı zamanda Munise’de çok sevinmiştir bu olaya.
DEVAMI İÇİN TIKLAYIN