Taze Fasulyede Sulama

14 Ağustos 2007 Salı

Taze Fasulyede Sulama
Fasulye kökleri oldukça derine gider 1-1.5m derinliğe kadar gidebilir. Kökler genellikle 0.5- 0.7 m derinlikte yeterli nem sağlayabilir. Çiçeklenme ve meyve oluşumunda sağlanacak yeterli toprak nemi verimi arttırır. Ancak fazla nemin artması kök çürümelerini meydana getirir. Bununla birlikte bitkide bodurluk, yapraklarda dökülme ve kurumalar meydana gelir. Bunun için fasulyede iyi bir sulama gerekir. Nemin %40-50’si tüketildiğinde sulama yapılmalı ve sulama işlemini hasada kadar devam ettirilmelidir. Fasulyeyi sulama işlemi yağmurlama olarak yapılmamalıdır değilse bitki mantar hastalıklarından kurtulamaz. Bunun için sulamayı damlama ile veya kanallar yolu ile sulanır. Sulama işlemini sıcak yerlerde ve sıcak aylarda fazla, sıcaklığın az ve sıcaklığın az olduğu yerlerde az sulamayapılmalıdır


http://www.obaforum.com/tarim-f133.html

Damla Sulama Yöntemlerinin Üstünlükleri

Damla Sulama Yöntemlerinin Üstünlükleri
damla sulama sistemi denildiğinde bu sistem; suyun belirlenmiş bir alana ve sıra üzeri mesafesine belli bir basınç altında verilmesi olarak tanımlamak mümkün olmaktadır.bu sistem için gerekli olan basınç örneğin yağmurlama sisteminden çok daha azdır. avantajları;1.suyun israf edilmeden ve bitkinin ihtiyaç duyduğu ölçüde ve zamanda en uygun şekilde verilmesini sağlar.2.bitkilerin transprasyonla kaybettikleri su direk kök bölgesine verileceğinden hem bitkilerin bu sudan maksimum oranda faydalanmaları sağlanmış olacak,verim ve kalitede gözle görülür bir artış meydana gelecektir.3.sadece kültür bitkilerinin gelişmesine imkan verilerek yabancı ot mücadelesi kolaylıkla kontrol altına alınacaktır.4.gerekli işlemler makina ile yapılacağından iş gücü önemli ölçüde azalacak bu ise çiftçinin parasının cebinde kalmasını sağlayacaktır.5.kültürel işlemler diğer sulama sistemlerine göre daha kolay ve pratik bir şekilde yapılacağından zaman ve para kazancı olarak karşımıza çıkmaktadır.6.ayrıca maliyeti düşük olup sadece bir sene masraf edilerek uzun yıllar kullanılması sağlanmaktadır.7.en önemli avantajı ise lateral boruların götürülebilme imkanı olan her arazide eğimli olsun yamaç olsun sulama imkanı olmadığından boş kalan binlerce dekar arazinin kullanılmasını ve tarıma kazandırılmasını sağlar.tüm bu sebepler ve daha birçok sebepten dolayı damla sulama kültürünün halkımıza anlatılması, bilinçlendirilmesi ve en önemlisi çiftçimizin bunu bizzat görerek eğitilmesi ve yönlendirilmesi sağlanmalı, gerekiyorsa tarım bakanlığı bu konuda gerekli teşvik projeleri yapmalıdır. türkiye zannedildiği gibi yeraltı suları yönünden zengin bir ülke değildir. son yapılan araştırmalara göre özellikle konya ovasında her yıl yeraltı suyu tablası 1m.aşağıya düşmektedir.bu durum suyu bilinçsizce kullanmanın bir sonucudur.


www.obaforum.com

meyveçilik tarım takvimi

meyveçilik tarım takvimi
Ocak-Şubat
Hava şartları göz önüne alınarak budama işlemi yapılır.
Çiftlik gübresi sonbaharda verilmemiş ise bu ayda mutlaka verilmelidir.
Hastalık ve zararlılardan kuruyan meyve ağaçları sökülerek imha edilir.
Uygun hava koşullarında, toprak tavda ise toprak işlemesine başlanır, fidan dikimi yapılır.
Şubat ayında çelik alma işleri yapılarak; çelikler kumda saklamaya (katlamaya) alınır.
Mart-Nisan
Yüksek yörelerde fidan dikimi sürdürülür.
Toprak işleme bitirilir. Gübreleme işlemi tamamlanır.
Budama tamamlanır.
Kalem aşısı yapılır. Nisan ayının ilk haftasında, yabani meyve ağaçlarında ve çeşit değiştirmelerde, kalem aşısı işleri sonuçlandırılır. Çöğürlerin aşı parsellerine şaşırtma işi tamamlanır
Mayıs-Haziran
Bahçelerde ve fidanlıklarda toprak işlemesi çapa ve sürüm şeklinde devam eder. Toprak işlemesiyle birlikte gerekli gübreler verilir.
Yeni kurulan bahçelerdeki fidanlar sulanır ve ot çapası yapılır.
Yeşil sürgün budaması yapılır.
Mayısın son haftasında, obur dallar ile piçleri temizlemek zorunludur.
Bahçe ve fidanlıkta her türlü bakım, taçlandırma, budama, uç alma, çapa ve sulama işleri yapılır. Aşılama genel olarak kalem aşısı şeklinde devam eder. Sürgün göz aşısına başlanır. Geçen mevsimde yapılarak tutmayan aşılar yenilenir.
Haziran sonlarına doğru can erik, kiraz, vişne, kayısı, badem hasadına başlanır.
Haziranda sürgün göz aşısı ay sonuna kadar sürer. Mücadele amacıyla kanserli dallar kesilir. Uç alma devam eder. Sulama, çapa ve her türlü bakım sıkı bir şekilde ay boyunca yürütülür. Meyvelerde seyreltme yapılır.
Temmuz-Ağustos
Meyve bahçelerinde toprak işleme ve sulama işlerine devam edilir.
Temmuz ayının ortalarında durgun göz aşılarına başlanır.
Yaz budamasına devam edilir.
Azotlu gübrelerin son uygulaması yapılır.
Yazlık meyvelerin hasadı yapılır.
Fidanlıklarda durgun göz aşısı yapımına devam edilir.
Temmuz ayında yapılan göz aşıları kontrol edilir.
Sulama ve toprak işlemeye devam edilir.
Yaz budaması devam ettirilir.
Eylül-Ekim
Elma ve armutta hasada başlanır.
İlkbaharda dikilecek fidanlar için fidan çukurlarının yerleri işaretlenir ve çukurlar açılır.
Meyve bahçesi ve fidanlıkta bakım işleri devam eder. Sulama durdurulur.
Meyvelerde gelecek yıl yumurtadan çıkarak hasar yapacak olan zararlılara karşı mücadele yapılır.
Hasadın tamamlandığı bahçelere yanmış çiftlik gübresi verilerek toprağa karıştırılır.Ancak yanmamış gübre verilmemelidir.
Manas ve diğer toprakaltı zararlılarına karşı toprak ilaçlaması ve kültürel mücadele yöntemleri uygulanır.
Zeytin kurdu zararlılarına karşı ilaçlı mücadele yapılır.
Haziran böceğine karşı ilaçlı mücadele yapılır.
Kasım-Aralık
Fidan çukurlarının açılmasına devam edilir.
Toprak işlemesi ile birlikte, çiftlik gübresi uygulaması da sürdürülür. Aynı zamanda, fosforlu ve potaslı gübrelerin verilmesine de başlanır.
Meyve bahçelerinde, hastalık ve zararlıları bir yıl sonraya aktarabilecek bitki artıkları ortadan kaldırılır.
Fidan dikiminin tam zamanıdır. Aşılı fidanlar tercih edilmelidir.
Fidanlıklarda fidanlar sökülerek toprakla katlanır.


www.obaforum.com

Peygamber Efendimizin On İki Yaşından Otuz Yaşına Kadar Olan Hayatı

13 Ağustos 2007 Pazartesi

Peygamber Efendimizin On İki Yaşından Otuz Yaşına Kadar Olan Hayatı
Peygamberimizin, Amcasıyla Şam’a GidişiKâinatın Efendisi Peygamberimiz (a.s.m.) on iki yaşına girmişti. Akranları arasında artık farklı beden ve sîmâya sahipti. Sîmâsı etrafa pırıl pırıl nurlar saçıyordu. Gönlü huzur doluydu.Onu yanında barındıran Ebû Tâlib ise o sırada büyük bir geçim sıkıntısı içinde idi. Bunun için de ticaretle uğraşmaya kendisini mecbur hissetmekteydi. Bu maksatla da Kureyş’in o sene tertiplediği ticaret kervanına katılarak Şam’a gitmeyi kararlaştırdı.Yol hazırlıkları yapılıyordu. Yapılan hazırlıklar Peygamber Efendimizin (a.s.m.) gözleri önünde cereyan ediyordu. Haliyle çok sevdiği amcası kendisinden bir müddet ayrılacaktı. Ama o buna nasıl tahammül edebilirdi? Yıllar önce de hem muhterem babasını, hem de aziz annesini böyle iki seyahat sonunda kaybetmişti. Şimdi ise, hâmisi Ebû Tâlip böyle bir seyahata çıkacak ve günlerce kendisinden uzak bulunacaktı. Nazik ve latif ruhu bu ayrılığa nasıl dayanacaktı?O da amcasıyla birlikte gitmeyi candan arzuluyordu. Günlerce üzgün durduktan sonra amcasına açılmak zorunda kaldı. Hasret ve hüzün dolu mübarek sesiyle ona şöyle hitap etmekten kendini alamadı:“Amcacığım! Beni nereye ve kime bırakıp gidiyorsun? Burada ne annem var, ne de babam.”Bu sözlerini gözyaşlarıyla bir çiçek gibi süsleyen Kâinatın Efendisinin derin hüzün ve üzüntüsüne değil kendisini canı gibi seven Ebû Tâlip, en katı yürekliler bile dayanamazdı. Şefkat duygusunu coşturan bu ifâdeler karşısında Ebû Tâlip derhal kararını değiştirdi. Kâinatın Efendisi de amcasıyla birlikte gidecekti. Efendimizin gönlü bu karardan sonra sevinçle doldu. Hazırlıklar tamamlandı ve amcasıyla birlikte ticâret kervanına katıldı.Kervan, çölleri aşa aşa Busra’ya vardı ve burada mola verdi. Busra, Şam ile Kudüs arasında suyu bol ve bahçelerle kaplı bir kasabaydı.


Konunun Devamını Okumak için TIKLAYIN www.obaforum.com

Kâinatın Efendisine Peygamberlik Vazifesinin Verilmesi

Peygamberimize Gàibden Ses Gelmeye BaşlıyorKâinatın Efendisi otuz sekiz yaşına girince gaibden bazı sesler duymaya ve bazı taraflarda bir takım ışıklar görmeye başladı. Bazen de kendilerine gaibden “Yâ Muhammed!” diye nidâ ediliyordu. Fakat, Efendimiz bu garip seslerin ve parlayıp geçen ışıkların ne demek istediklerine henüz o sırada tam mânâsıyla vâkıf değildi. Bununla beraber, bu hâdiselerin mânâsız ve boşu boşuna cereyân etmediklerini biliyordu ve günlerini onları düşünmekle geçiriyordu.Zaman zaman da sadece muhtereme zevcesi Hatice-i Kübrâya bu sırları anlatır ve konuşurlardı. O anda yeryüzünde maddî hayatta tek teselli kaynağı Hazret-i Hatice Validemiz de Resûl-i Ekrem Efendimizi bir siyânet meleği gibi koruyor, konuşmaları ve sohbetleriyle onu teselliye çalışıyordu.Kâinatın Efendisinin bu hali tam bir sene devam etti.Sadık rüyâlarKâinatın Efendisi otuz dokuz yaşında iken “Sadık Rü’yâlar” devri başladı. Gündüzün meydana gelecek hâdiseler kendilerine geceden, uyku ile uyanıklık arasında bir hâl içinde gösteriliyor ve bildiriliyordu. Öyle ki; geceden gördüğü rü’yâlar, o gecenin sabahında şafak aydınlığı gibi berrak ve apaçık ortaya çıkıyordu.1Peygamber Efendimizi, vahy almaya bir nevi hazırlama maksadına bemnî olan bu durum altı ay devam etti.Yalnızlık aramasıKâinatın Efendisinin mübârek ruhu, bu altı aylık devreden sonra artık tamamıyle yalnızlık arıyordu. Cem’iyetten uzak durmak, düşünceleriyle başbaşa kalmak en büyük arzusuydu... Çünkü ruhu, içinde bulunduğu cemiyetin ahlâksızlığından, zulüm ve zulmetinden sıkılıyordu.Ona âdeta yalnızlık sevdirilmişti. Öyle ki, her şeyinden vazgeçebilir, fakat insanlardan uzak, kâinatla ve kendi tafekkür âlemiyle başbaşa kalmaktan asla vazgeçemezdi.

konunun Devamını Okumak İçin TIKLAYIN www.obaforum.com

Peygamberimizin hastalanması

Peygamberimizin hastalanmasıBu emri verişinden bir gün sonra âniden hastalandı. Fakat, cihad için yola çıkacak ordunun hazırlığından vazgeçmedi. Bir gün sonra, Perşembe günü, hasta olduğu halde bizzat kendi eliyle sancağı Hz. Üsâme’ye verdi:“Ey Üsâme! Allah yolunda, Allah’ın ismiyle muharebeye çık! Allah’ı inkâr edenlerle çarpış!” buyurdu. Mücahidlere hitaben de şöyle dedi:“Ahde vefasızlık etmeyiniz! Küçük çocukları ve kadınları öldürmeyiniz!“Düşmanla karşılaşmayı arzu etmeyiniz! Zira, ne olacağını bilemezsiniz. Belki, onlar yüzünden belâ ve musibete uğrayabilirsiniz.“Fakat, ‘Allah’ım! İmdadımıza yetiş! Düşmanımızın hakkından gel! Bizi onların zararından koru!’ diye dua ediniz. Şunu da unutmayınız ki, Cennet kılıçların parıltısı altındadır.”1Hz. Üsâme sancağı Büreyde bin Husayb’a teslim ettikten sonra, aldığı emir gereğince karargâhını Cürüf’te kurdu. Hazırlığını bitiren Müslüman oraya koşuyordu.Hz. Üsâme, ordusunu hazırlamakla meşguldü. Müslümanlar da harbe katılmak üzere hazırlıklarını tamamlamaya çalışıyorlardı. İslâm ordusunda Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Sa’d bin Ebî Vakkas, Ebû Ubeyde bin Cerrah gibi Ashab-ı Kiramın ileri gelenlerinden bir çok kimse vardı. Bunların üzerine henüz yirmi yaşına basmamış Hz. Üsâme kumandan tayin edilmişti.Bu durum, hoşa gitmeyen bazı sözlerin söylenmesine sebep oldu: “Henüz yirmisine ayak basmamış bir delikanlı kumandan tayin ediliyor. Ashabın ileri gelenlerinden bir çok kimse emri altına veriliyor. Bu nasıl olur?”Ayyaş bin Ebî Rebîa ise, “İlk Muhacirlerin başına bu genç nasıl kumandan tayin ediliyor?”2 diyordu.

Konunun Devamını okumak için TIKLAYINIZ www.obaforum.com

İlk Müslümanlar ve Mâruz Kaldıkları İşkenceler

İlk Müslümanlar ve Mâruz Kaldıkları İşkenceler
İlk Müslüman: Hz. HaticeKâinatın Efendisi Hazret-i Muhammed (a.s.m.), Hira’daki ulvî mazhariyetle İlâhî memuriyetini idrak etmiş ve kudsî risalet vazifesini yüklenmişti. Ancak bu ağır ve büyük vazifenin icabları vardı, onları yerine getirmek lazım geliyordu. Bunun ise, içinde bulunduğu cemiyette pek kolay olmayacağı kendisince muhakkak bilinen bir husustu.O anda, Efendimiz tek başına bir tarafta, bütün dünya bir tarafta yer alıyordu. Ve o, umum dünyaya Allah’tan aldığı emirleri tebliğ edecekti. Elbette bu, basit bir hâdise olarak görülemezdi. Allah Resûlü, dünyalar durdukça insanlığa nûr ve şeref olan vazifesine nereden ve nasıl başlaması gerektiğini de çok iyi hesaplıyordu.Durumu evvela en yakını bulunan hanımı Hazret-i Hatice’ye anlattı. Hazreti-i Hatice, ona tereddütsüz sadakat elini uzattı ve ilk Müslüman olma şerefine kavuştu.Resûl-i Ekrem Efendimiz, bundan sonra, Hazret-i Hatice’ye, Cebrâil’den (a.s.) öğrendiği şekilde abdest aldırdı ve yine Cebrâil’den öğrendiği sûrette imam olarak şerefli zevcisine iki rek’at namaz kıldırdı.Efendimizin kıldırdığı bu iki rek’at namaz,1 imam olarak kıldığı ilk namazdır ve bir pazartesi gününün sonuna doğru kılınmıştır.


Konunun Devamını okumak için TIKLAYIN www.obaforum.com